Ankara

by

Alaca akşamları hafızama kazınmıştır. O saatlerini şehri hüzünle süzerek geçirirdim, yalnız kalabildiğim içindi belki de… Gündüzün Ankara bana çok kurgusal geliyordu. Saat kurgusu gibi yani… Hayat… İnsanlar… Erkeklerde soğuk bir efendilik, kadınlarda bıçak sırtında durduran bir kibarlık vardı. İnsanların yüzlerinde, birbirleriyle ilgilenmiyorlarmış gibi görünüp sanki tek bir merkezden içlerine hayat doldurmuşlar da günün birinde tek bir gerçek için birlikte hareket edebilecekmiş ifadesi görürdüm. Benim bilmediğim gizli bir şeye odaklanmışlardı sanki. Varoşu bile varoşa benzemiyordu, planları çizilmişti varoşların. İstanbul’a hiç benzemiyordu. Plan hakimdi her şeye. Planların şehriydi Ankara. Lirik değildi, akmıyordu. Çizilmiş, betonu dökülmüş ve öylece duruyordu. Boş boğazlığa, gizliden ağlamalara, ciddiyetsiz davranışlara, top vurup cam kırmalara, erik hırsızlığına hiç töleransı yoktu. Dostum da söyledi ya yazısında, ben de en son gittiğimde metro yapılmıştı. Es geçiyorum demişti, öyle evet Ankara’yı ne artırmış ne eksiltmişti metro…Halka açık yemekhaneleri zayıftı. Yemeklerini elle gösteremiyordum. Belki de evlerde gizlenmişti güzel yemekler, tatlılar, sütlüler…Ankara evlere gizlenmişti. Ne vakit karanlık bastığında dışarı baksam öyle görüyordum.

 

Ulus

 

İsmine oturan bir semtti. İçten içe dirençli bir yer görürdüm orayı. Kızılay- kavaklıdere çemberine direniyordu sanki. Çarşıları ulustu. Sokakları ulustu. Alışverişte gördüklerim ulustu. Gösterişsiz, kıt kanaat bir semtti ama yakın tarihinden sağlam kökler almış, Sıhhıyeye doğru asil adımlarla inen bir havası vardı…
Atatürk Orman Çiftliği Adaptasyon Popülatumu
Çiftlik girişinde böyle bir şey yazıyordu. Gülümsemeden geçemezdim oradan. Sağlam bir yerdi yani, popülatumdu en başta…
Stat ve Collina
Dersi asıp maça gitmiştik. Ergun’un elinde Sartre vardı, Collina’nın bir gün ünlü bir hakem olacağını kestirememişti, maçla hiç ilgilenmedi. Bir an geldi Collina Sartre’dan daha fazla konuşulur oldu…Yani Collinayı memlekette çıplak gözle ilk gözlemleyen bizleriz, ben dahil birkaç bıçkın çocuk… Gururluyuz.
Gençlik Parkı ve Asakir
Çarşı iznine çıkmış askerin ne demek olduğunu Ankarada belledim. Gençlik parkının suni gölünde karşı kıyıdaki kızlara doğru biteviye kürek çekenlerin hepsi çarşı iznine ayrılmış sabah askerleriydi. Direklere gelişi güzel yerleştirilmiş hoparlörlerin hepsinden onları hislendiren şarkılar dökülüyordu. Başka hiçbir şehirde sivil kıyafetli er bu kadar sırıtmıyordu.

 

Muhayyile
Kömür, dışkapı, saman pazarı, lalegül, izmir caddesi, maltepe pazarı zihnimde hemen canlandırabileceğim yerlerdendi…
Olgunlar, yüksel, bahçeli…
İvedik
Gardan Tandoğana çıkan çarşı…
Havaş yazılı otobüsler…
D.T.C.F. bahçesi uyuya kalışım…
Siyasaldaki anfi….
Kürtçe şarkılar mırıldanan Metin…
Okey taşını sihirbaz edasıyla çeviren İsa…
Çorumlu Aydın’ın bana dayattığı epik-didaktik şiirimsileri…
Poşetteki balık gözü, atari (TLHW’ye atıftır)
Kasketli edebiyat öğrencisi…
Nihal…
Aspava…
Bilardo
Sabah erken varışlarımdaki loş, ayyaş terminal (eskisi)
Yastığımdaki şorluk ve küf kokusu, sert yatağım…
Deliksiz uykularım…

 

 

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: