Caddeyi Kebir

by

Caddeyi Kebir


Hiç berem olmadı. Bu karlı günde de berem yok. Tünel'in karaköy girişinde eski aksaray dolmuşlarının kalktığı yerde, kaldırıma doğru yılan gibi dolambaçlı yapılmış taştan basamaklar, üçüncü basamakta adının Kemal olduğunu öğrendiğim amca, sergisinde; yediden yetmişe düz, çatal iğneler, balmumu, kantaşı, çakmak taşı, karınca duası ve ispirto satıyor. Bir ara zabıta ispirtoyu yasaklamış. Kantaşı alıp atıyorum cebime, ne yaparım ki bunu ben? Traş olmaktan nefret ediyorum. bu tünele her binişimde sanki tarihe geri gidiyormuşum gibi oluyorum, kısa fakat hayali uzun bir yolculuk olacak, çaprazımda "Sophie'nin Dünyası" nı okuyan adam hayatın büyük sırrını çözmüş gibi yüzüme bakıyor, ben de ona zavallısın sen diyorum bakışımla ama o bunu anlamıyor. Four Seasons'u yine içeriye kaçamak bakışlar atarak geçiyorum, bunu niye hep yapıyorum ki! Galatasaray önünde Baki'nin kirden ismi okunmayan kitap sergisine bakasım yok, bugün kitapları ve onları okuyanları sevmeyeceğim.

"Çerçi"nin önündeyim. Mağaza müdiresi yaratıcı değil yine, satıcı kıyafetleri yine uyumsuz! artık dayanamayıp içeri giresim ve "şu satıcı kızlara şalvar giydir, üstlerinde allı pazen, başlarında yarım çevrili, ince işlemeli yazma olsun!" diyeceğim. Banane ki bundan. Odeon, çiçek pasajı... Geç bunları. Az ilerde Mephisto'nun üstündeki salona gitsem, alsam bi ıstaka gelir mi ki kekin biri bilardo oynar mı ki ödetmesine. Boşver ya. Yürümeli, bakalım kaçıncı adımda iki parke taşınının birleştiği çizgiye denk gelecek adımım, hesaplarıma göre döndüncü adım olmalı, bir sonraki ise altıncı adımda gelecek, kırkıncı, ikiyüzüncü...en iyisi Atlas'a geri dönüp "rüzgarın ilk üfleyişinde" yi seyredeyim. I ıh sıkılırım şimdi, Bir Cüneyt Arkın filmi bulup, çıkışta ağzımla efekt yapıp uyduruk katalar çizsem, döner tekmeler atsam... Acıkıyorum... hiç düşünmeden "bereket"e gidip döner yeyip, ve nasıl beceriyorlar bilmiyorum o yayık ayranından içeceğim. Bu lokantaya her girişimde içimden "adamlar parayı kırıyo" gibi komik bi laf geçiyor, gülümseyerek kendime self-service yapıyorum, her zaman oturduğum yere gidiyorum, işte yine birisi oturmuş yerime! gidip kaldırsam?! neyse utanır, yanında kız mız var... Hava karardı ve ben hala "The Divigion Bell" i bulamadım. Kaset alıcısı olmuyormuymuş neymiş… İçimde buğulu, kıskıvrak yakalanmış gibi mahsun bir sevinç... sallabaş söylenen sarkıları bile sevdiren, martılara simit attıran, bahşiş verdiren, tatlı bir şey... kar düşmeye başladı yine, hiç ellemeyeyim saçım bozulmasın... üşümek sevindiriyor, başım önde ama bütün adresleri bulabilir, bütün ezanları hisli dinleyebilirim... Son vapur kaçtaydı....

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: