*Bu ara “eti petit beurre taze sütlü” bisküviye fena dadandım… Üstelik çaya batırılmış parçayı kırılmadan ve bardağa tek kırıntı düşürmeden yiyebiliyorum…
Bu bisküvinin köşeleriyle birlikte etrafındaki çıkıntıların sayısı yirmisekiz ediyor…
*Kış münasebetiyle yirmibiraralıka kadar uzayacak geceleri geçirmekte zorluk çekiyorum… Say say bitmiyor zaman…
*Elimdeki kivilerin üç gün önce sayıları sekiz idi. Şimdi iki kaldığına göre günde kaç kivi tüketiyorum ben? İki..
Bu şeyler, şu saplarıyla, pek kilo aldığı için ağzı burnu seçilemeyen farelere benziyor…
*Her ne vakit ufka baksam kendiliğinden yükselen şehir siluetini istesem de oluşturamıyorum artık…Böylesi daha heyecanlı…
*Çoktandır yazılarını okumadığım onun yazılarını okurken gördüm ki benzer zamanlarda aynı şeyler geçmiş aklımızdan… Ne tuhaf… Keşke o bahçede başımı öne eğmeseydim…
*Yıl olmuş…Yıllar olmuş… Saçları bol katlı,kısacık kesilmiş taze bir gazeteci değilim artık…
Anladım zaman saymayınca bitiyor…
*Ama…Deklanşör sesi…hala en sevdiğim… o ayrı…
*Kimi zaman çok doluyorum… Taşıyorum da sadece şu cümleyi kurabiliyorum:
Çok pis küfretmek istiyorum!..
*Masamın üzerinde duran ve ne zamandır orada olduğunu bilmediğim küçük ekmek bıçağıyla duvarda kurbanına saldıran el gölgesi oluşturmaya bayılıyorum… Deli miyim neyim?…
*Kendi anlayışı dışındakileri yok sayan, “ben”,”sen” ayrımında ısrarcı,biz diyebilmekten yoksun kendi çalıp kendi oynayanlar güruhundan nefret ediyorum… Tüm kahve dövücülerin hınk deyicilerinden de… Kolpasınız siz olm…
*Yine o güruhun kendi icat ettiği korkularla tir titreyip birbirlerine sokulmalarına çok gülüyorum…
*Farklı zamanlarda başlanmış okunmayı bekleyen beş kitabım,bitiremediğim sayısız el işim ve başa sarıp sarıp dinlediğim üç en sevdiğim şarkı var…
*Gün itibariyle paçasında çamaşır suyu lekesi olmayan eşofmanım kalmadı…
*Yağmur yağıyor…
*Sobanın ateşi tazelenmeyi bekliyor…
*Ve ben daha yazmak istemiyorum…

Aralık 12, 2007, 1:46 am üzerinde |
“Bu ara “eti petit beurre taze sütlü” bisküviye fena dadandım… Üstelik çaya batırılmış parçayı kırılmadan ve bardağa tek kırıntı düşürmeden yiyebiliyorum…”
saygiyla egilirim…..su yasa geldim asla yapabilmis degilim…..cayida heder ediyorum o ara….
Aralık 12, 2007, 1:47 am üzerinde |
künye bildirmeyi unuttuk, bendeniz kacak kulunuz efenim
Aralık 12, 2007, 1:56 am üzerinde |
Fare benzetmesi süper…
)
Kivi de artık yenilmeyecekler listesinde
Aralık 12, 2007, 9:55 am üzerinde |
Ufak bir cocukken, bir arkadasim kizkardesiyle birlikte inada inat o biskuviler’ birer birer caya batirirlardi ve bir paket biskuviyi caya iyice batirip, cayi kuruttuktan sonra da o yumusamis biskuvileri cay kasigiyla bardaktan yemeye baslarlardi.
Neden bilmem, bu yaptiklari bana acaip tiksinti verici gelmisti ve dusundukce de hala tiksinti verir.
Aralık 14, 2007, 9:40 pm üzerinde |
Tolga Bey,
Vallahi aynısını benim tanıdığım birileri de yapıyordu ve aynı tiksinti duygusu bende de fazlasıyla oluyordu…
Kayıp Derviş Bey,
Gıpta ederek kutlarım sizi! Ayrıca pötibör, fevkaladenin fevkinde bi güzelliktir üstadım.
Aralık 17, 2007, 1:29 am üzerinde |
Merhaba,
,ne zaman çözemedim bişiler olsa ya da canım sıkılsa küçük pasta kuleleri yapıyorum onlarla kendi uydurduğum tarifleri anımsamaya çalışarak:)
peti bör bisküvileri bir şeylere mi bağlıyoruz yoksa o bisküvilerin aslında henüz çözemediğimiz bir sırrı mı var bilmiyorum
Kiwi benzetmesi de gerçekten ne kadar doğru ama fazlaca C vitamini içeriyor ya fareye benzesede yemek lazım…
Kısa kısa ama ne kadar da çok şey anlatmışsınız
iyi çalışmalar
Aralık 17, 2007, 3:11 pm üzerinde |
Abiler, ablalar! Bir hususu hatırlatmam gerekiyor: Bu yazı bana değil, Sunny Came Home’a aittir. Ara sıra sevdiğim yazıları böyle alıntı yapıyorum. Dilek ve temennilerinizi, takdir ve eleştirilerinizi SCH’a yapınız lütfen.
Aralık 17, 2007, 4:36 pm üzerinde |
Rezil olduğumuzun resmidir!
Aralık 19, 2007, 5:14 am üzerinde |
he he
Aralık 21, 2007, 7:53 pm üzerinde |
Derin bir kaba cay dökülür icine bolca peti bör bisküvi konulur Zavalli bebek bu lapayi ymeek zorundadir cünki büyümesi icin böylesi bulasimi yemesi sarttir iyyy hala tiksiniyorum…….
Aralık 22, 2007, 4:52 pm üzerinde |
*kahkaha atar*ben anlamıştım ki
sende pötibörü bir bütün halinde çaylanmış olarak yiyebilme kapasitesini bırak böyle bir yeteneği bu şekilde yazabilme kapasite bile yokki
tabi ağır abi.. racona terrrrrssssss
ama işi hemen senin tarzına dönüştürebiliriz
19.yüzyılın sonlarına doğru piyasada yaygın hale gelmiş fransız kökenli bu vazgeçilmez tadın,Türk insanının bereketli topraklarından fışkıran çayla buluştuğunda ne gibi kombinasyonlara dönüşeceğinden habersiz çay demleyen Zahide ana,Mahmıd ağanın ecnebi memlekette okuyan torunu Yusuf’un getirdiği paketi özenle saklamıştır.Zahide ananın torunu ve Yusuf’un yavuklusu olan Berfin’i Hasangiller istemeye gelince Zahide ana petibörü çıkarır ve misafirlere ikram eder.Kendisi de ilk tatma teşebbüsünden sonra bisküvinin gevrekliğinden dolayı ağzına sert gelir ve çaya batırır fekat her denemesinde bisküvinin yarısı çay bardağının içinde kalır.Bunu Yusuf’un ahı olarak yorumlayan yaşlı kadın sinirle çay bardağını gelinin önüne koyar,merakla bardağa uzanan çocuğuna besleyen Hatçe gelin petibörlü mamanın muciti kabul edilir
ilk anda bu kadar uydurabildim kusura bakma
bayramın da mübarek olsun bu arada.. sen şimdi para da vermezssin hıh