Archive for 01 Nov 2007

Müddessir Sûresi

Kasım 1, 2007

mezar1.jpg

1- Sen Ey (yalnızlığına) bürünmüş olan!
2- Kalk ve uyar!
3- Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an!
4- Öz-benliğini temiz tut!
5- Ve bütün pisliklerden kaçın!
6- İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma,
7- ama sabırla Rabbine yönel.
8- Ve (insanları uyar ki), (yeniden diriliş) sûru üflendiği zaman,
9- o Gün, bir ızdırap günü olacaktır,
10- rahatlama günü değil, (şimdi) hakikati inkar edenler için!
11- Bana bırak yalnız yarattığım o kişi(yle uğraşma)yı,
12- kendisine geniş imkanlar verdiğim,
13- ve (sevginin) şahitleri olarak çocuklar,
14- ve hayatına geniş bir ufuk açtığım:
15- buna rağmen o, hâlâ ihtirasla verdiğimden daha fazlasını istiyor!
16- Evet, o, kendini ayetlerimize karşı bilerek, inatla şartlandırmıştır;
17- (bu nedenle) onu acı veren çetin bir yokuşa süreceğim!
18- Bakınız, (mesajlarımız hakikati inkara şartlanmış olan birine aktarıldığında, onları nasıl çürüteceğini) düşünür ve (onu) hesaplar,
19- kendini de mahveder böyle hesaplar yaparak:
20- evet, o kendini mahveder böyle hesaplarla!
21- Ve sonra (yeni dayanaklar bulmak için çevresine) bakar,
22- sonra kaşlarını çatarak dik dik süzer,
23- sonunda (mesajlarımıza) sırtını döner ve küstahça böbürlenir,
24- ve: “Bu, (eski zamanlardan) intikal eden büyüleyici bir sözdür!
25- Bu, ölümlü beşer sözünden başka bir şey değildir!” der.
26- (Bu nedenle,) onu (öteki dünyada) cehennem ateşine sokacağım!
27- Cehennem ateşinin ne olduğunu hiç düşündün mü?
28- O ne yaşatır, ne de (ölüme) terk eder,
29- ölümlü insana (nihaî hakikati) gösterir.
30- Onun üzerinde ondokuz (güç) vardır.
31- Çünkü yalnızca melekî güçleri (cehennem) ateşinin gözcüleri kıldık; ve onların sayısını hakikati inkara şartlanmış olanlar için bir sınama (aracı) yaptık; ki böylece daha önce vahye muhatab olanlar (bu ilahî kelâmın doğruluğuna) kanî olsunlar; ve (ona) iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin; ve geçmiş vahiylere muhatab olanlar ile (bu vahye) iman edenler bütün şüphelerden kurtulsunlar; ve kalplerinde hastalık olanlar ile hakikati tamamen reddedenler: “(Sizin) Allah(ınız) bu temsîl ile ne demek istiyor?” diye sorsunlar. Böylece Allah, (yoldan çıkmak) isteyeni saptırır, (doğruya ulaşmak) isteyeni ise doğru yola ulaştırır. Ve Rabbinin güçlerini Kendisinden başka kimse bilemez: bütün bunlar ölümlü insan için yalnızca bir uyarıdır.
32- Evet, hilali düşün!
33- Geçip gitmekte olan geceyi düşün,
34- ve ağaran sabahı!
35- Şüphe yok ki bu (cehennem ateşi) gerçekten büyük (bir uyarı)dır
36- -ölümlü insan için bir uyarı-
37- öne çıkmayı veya geride kalmayı seçen her biriniz için!
38- (Hesap Günü) her insan, yapmış olduğu bütün (kötü) fiiller için rehin olarak tutulacaktır;
39- yalnız dürüstlüğü ve erdemli olmayı başaranlar hariç:
40- onlar (cennet) bahçelerinde (oturarak) soracaklar
41- günahkarlara:
42- “Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir?”
43- Berikiler “Biz” diyecekler, “ne namaz kılanlardan idik,
44- ne de yoksulları doyururduk;
45- ve kendilerini günaha kaptıran (diğer) günahkarlar ile birlikte günaha dalmıştık;
46- ve Hesap Günü’nü yalanlamıştık,
47- (ölüm ile) her şey açık seçik ortaya çıkıncaya kadar.”
48- Ve böylece, onlar için şefaat edecek olanların hiç birinin (zerre kadar) faydası olmaz.
49- O halde, onlara ne oluyor ki bütün öğütlerden yüz çeviriyorlar,
50- adeta korkuya kapılmış merkepler gibiler,
51- aslanlardan ürküp kaçan.
52- Evet, hepsi kendilerine açılmış, açıklanmış vahiyler verilmesi gerektiğini iddia ederler!
53- Asla, onlar öteki dünya(ya inanmazlar ve on)dan korkmazlar.
54- Aslında bu bir öğüttür;
55- ve dileyen herkes ondan ders alabilir.
56- Ama o (öteki dünyaya inanmaya)nlar, Allah dilemedikçe ondan ders almazlar: çünkü O, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin ve mağfiretin Kaynağıdır.

Müddessir Sûresi, Kur’an-ı Kerim’deki en etkileyici sûrelerden birisidir diye düşünürüm. Sûre’yi benim nazarımda etkileyici kılan hususların başında, kullanılan dildeki açık-seçiklik ve ifadelerdeki netlik geliyor. Zira Kur’an ayetlerine baktığımda dilin çok farklı kullanımlarını görüyorum. Kur’anda farklı tonlarda seslenişler var. Mesela bazı sûrelerde, bazı ayetlerde dil alabildiğine çetrefilli, derin ve ilk bakışta ayetlerin ne anlatmak istediğini kavramak oldukça zor. Bunları anlamak tarihi olayları, o dönemde gerçekleşmiş hadiseleri, kısacası ayetlerin nüzul sebeplerini (ayetlerin hangi tarihsel koşullarda, hangi olaylar üzerine vahyedildiğini, gönderildiğini) bilmeyi gerektiriyor. Bazı ayetlerde ise çok net ifadeler görmek mümkün. Bu ayetlerde sade bir dil, basit tasvirler ve kolay anlaşılır örnekler mevcut. “Muhkem” ve “müteşabih” ayetler şeklinde bir ayrım olduğunu biliyorum ama açıkçası bu konulara girmeyi işin erbabına bırakmak gerekiyor.

Müddessir Sûresi’nin dili çok basit ve net. Kısa cümleler var. Her ne kadar sûrenin ortalarında bazı sembolik ifadeler meseleyi anlamayı güçleştiriyorsa da sûrenin genel olarak çok net bir dili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aynı zamanda lirik, şiirsel bir anlatım görüyoruz sıklıkla. Bu, sûreyi daha da çarpıcı kılıyor. Mesela sûre’ye adını veren “müddessir” kelimesi “örtüye bürünen”, “yalnızlığa bürünen” gibi anlamlara geliyor.

Diğer yandan kıyamet, ahiret ve cehennem vurgusu da sanırım meselenin bir başka boyutu. Şöyle düşünüyorum: Kur’an-ı Kerim’de kıyamet gününden, cennet ve cehennemden bahseden ayetler dolambaçlı değil. Mesela, ağdalı bir dil ve edebi sanatlar yok bu ayetlerde. Zira bu meseleler zaten bizim açımızdan gayb, aklımızı aşan hususiyetler içeriyorlar. Bu yüzden muhtemelen ahiret, kıyamet, cennet, cehennem gibi konulardan söz eden sûrelerde dil, daha açık ve anlaşılır. Bir diğer konu ise, bu sûreler daha çok Kur’an-ı Kerim’in sonlarında yer alıyor. Buradaki sebeb-i hikmeti ise kavrayabilmiş değilim.

Müddessir Sûresi’ne dönelim. Hz. Peygamber’e ilk vahyedilen ve çoğumuzun bildiği “oku” emriyle başlayan ilk beş ayetten sonra uzun bir süre vahiy nazil olmuyor. Bu “vahiy nazil olma meselesi” ise başlı başına derin bir konu gibi gözüküyor. Zira alemlerin yaratıcısı, Bir ve Müteal olan Bari-i Teala, insanoğlunu doğrudan muhatap alarak ona hitap ediyor. Bu, yani vahye doğrudan muhatap olma ve onu insanlara aktarma görevi tamamen peygamberlere özgü bir görev. Çeşitli şekillerde vahiy geldiğini okuyoruz peygamber sözlerinden ama meselenin keyfiyeti bizim açımızdan tamamen meçhul. Zira “Allah Kelamı”, bir melek (Cebrail) vasıtasıyla, yine Allah’ın gönderdiği elçiye iletiliyor. Nasıl bir durumdur bu bilemiyoruz ama oldukça ilgi çekici olduğu aşikar. Yani meselenin şu boyutu düşünüldüğünde iş daha da derinleşiyor: Allah, insanlara, onların “dil”iyle hitap ediyor. Dolayısıyla insan müdrikesini aşan ve bu anlamda aşkın bir güç olarak söz ettiğimiz yaratıcının, iletişim aracı olarak insanların kullanıldıkları “dil”i kullanıyor olması dikkat çekici bir nokta.

Hz. Peygamber’e uzun süre vahiy gelmeyince, kendilerini derin bir üzüntü esir alıyor, ümidini, cesaretini kaybediyor peygamber. Zira etraflıca düşündüğüm vakit bunu tam manasıyla idrak etmekten uzak gibi görsem de kendimi, “40 yaşına gelmiş bir adam” görüyorum karşımda öncelikle. İyi, düzenli, erdemli bir hayat sürüyor. Güvenilir, temiz bir adam. Yalnız bir çocukluk geçirmiş, öksüz ve yetim büyümüş. Diğer insanlardan farklı olduğu hemen anlaşılıyor. Az konuşan, az yiyen, az uyuyan bir adam. İnsanlardan uzağa kaçıyor, sık sık bir mağaranın karanlığına kendini bıraktığı oluyor. Sonra bir gün karşısına bir melek çıkıyor olanca görkemiyle. Hiç duymadığı bir tonda “oku” diyor ona üç kez ardı ardına. Anlamıyor ilkin, şaşırıyor. Sonra o melek uzun bir süre ortadan kayboluyor. Yaşadıklarının bir düş olduğunu, bir illüsyon olduğunu sanmaya başlıyor zamanla. Örtülere bürünüyor, titriyor, titriyor. Hz. Peygamber’in, vahiy gelince “beni örtün” dediği rivayet edilir. Kendimi düşündüm. Hayatımı. Kemale ermenin anlamını. 40 yaşıma geldiğimi düşledim. Sonra ne farkım var diğer insanlardan? Neyi, ne kadar, nasıl yapıyorum, bunları düşündüm ister istemez. Dürüst bir adam olup olmadığımı, neye ne kadar ihtiyacım olduğunu. Küçükken örtülerin altına gizlendiğimi hatırladım sonra. Üzüldüğümde, buruk ve yalnız hissettiğimde kendimi. Çocukluğun yalnızlık coğrafyası daha büyüktür değil mi? Örtünme tuhaf bir ihtiyaç gibi geliyor şimdi düşündükçe. Bazen de kendimi uykunun uzun kollarına bırakmak istiyor gibi buluyorum… Uyusam, uyusam, sonra uyanmasam…

Hz. Peygamber nihayetinde bir insan. Ve böyle akla durgunluk veren bir durumla sonra da ürpertici bir kesintiyle, bir sessizlikle karşılaşıyor. Muhtemelen daha da yalnızlaşıyor, uzaklaşıyor insanlardan vahiy uzun süre gelmeyince. İşte rivayete göre 6 ay ya da 3 yıl sonra Müddessir Sûresi nazil oluyor. “Yer ile gök arasında oturmuş” olan Cebrail’in vizyonu beliriyor: “Sen Ey (yalnızlığına) bürünmüş olan! Kalk ve uyar!”

Daha önceden, yani Esed meali okumazdan önce “Sen Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve korkut!” diye bilirdim bu ayetlerin anlamını. Ama Esed, kendisinden önceki tefsir geleneğine de yaslanarak çok daha beliğ, lirik ve çarpıcı bir anlam ortaya koymuş ayetleri meal ederken. Esed’i güçlü kılan da bu olsa gerek!

Bir “örtüye bürünmek”le, “yalnızlığa bürünmek” arasındaki bağlantıyı Arap dilinin inceliklerinde bulabileceğimiz gibi yüreğimize indiğimizde de görebiliriz diye düşünüyorum. Örtünme, başka şeyleri kendine kapatma anlamı taşıyor. Kendinizi başka diğer tüm şeylerden soyutlayıp kendi yalnızlığınıza gömülüyorsunuz.

Sûre’nin devamındaki ayetler de fazlasıyla ilgi çekici. Mesela “Öz-benliğini temiz tut! Ve bütün pisliklerden kaçın! İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma” ayetlerindeki kalpleri kötülüklerden arındırma ve “iyilik” vurgusu temel insani durumlara esaslı göndermeler içeriyor.

Daha sonraki ayetlerde ise Allah’ın birliği ve benzersizliği, yeniden dirilme ve nihaî yargılama, ölümden sonra hayat ve onunla ilgili tasvirler gibi farklı konular da işleniyor. İnsanın boş gururuna, büyüklenmelerine ve bencilliğine yapılan vurgular ise Müddessir Sûresi’ni çarpıcı kılan diğer hususlar.

Müddessir Sûresi’ni bu sabah tekrar okuduğumda gömüldüğüm derin yalnızlıktan çekip çıkarıldığımı hissettim. Unutuşun, kibrin, böbürlenmenin ve büyüklük taslamanın karanlığından…

Muddessir Sûresi’ni daha sık okumalıyım…

İlgili Linkler:

Muhammed Esed Meali