Tekâsûr Sûresi
Ekim 2, 2007“Bir aç-gözlülük saplantısı içindesiniz,
mezarlarınıza girinceye dek (süren).
Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız!
Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!
Hayır, [onu] tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız,
[cehennemin] yakıcı ateşini mutlaka görürdünüz!
Sonunda onu keskin bir gözle mutlaka göreceksiniz:
ve o Gün hayatın nimetleri(ne karşı yaptıklarınız) için mutlaka
sorguya çekileceksiniz!”
Kur’an-ı Kerim, Tekâsür Sûresi
Tekâsür, “çoğaltmak için ihtirasla çırpınma”, yani taşınır veya taşınmaz, gerçek veya hayalî kazançları arttırma ihtirası anlamına gelir. “Çokluk yarışı ve çoklukla övünme” gibi anlamları da vardır.
Muhammed Esed, geleneksel anlayıştan farklı olarak, modern toplumun yönelimleri ve halihazırdaki durumu ile ilişkilendirmek suretiyle, “tekâsür” terimini, “insanın, daha çok konfor, daha fazla maddî servet, insanlar veya tabiat üzerinde daha güçlü otorite ve kesintisiz bir teknolojik ilerleme için çırpınma saplantısı” olarak açıklar. Bu çabaların, başka her şeyi dışlayan bir şekilde aşırı bir tutku ile sürdürülmesi, insanı her türlü ruhî kavrayıştan ve dolayısıyla tamamen manevî/ahlakî değerler üstüne kurulmuş herhangi bir sınırlama ve kısıtlamayı kabullenmekten alıkoyar -ve sonuçta yalnız bireyler değil, bütün bir toplum iç tutarlılığını ve dengesini ve böylece her türlü mutluluk şansını yavaş yavaş yitirir.
Esed’in bu çarpıcı yorumu beni çok etkiledi. Tekâsür Sûresi’ni çok öncelerden okumuş ve başdöndüren ve sonu gelmez gibi görünen dünyevi birikim sevdası, bu birikimle övünme, gurur duyma, başkalarını aşağılama, insanları dünyevi varlıklarına göre değerlendirme konuları hakkında daha önceden de düşünmüştüm. Ancak Esed’in yorumunda iç tutarlılıktan kopuş, dengeyi kaybetme ve ‘gerçek mutluluk’tan uzaklaşma hususlarına yapılan vurgu konuya daha farklı bir derinlik kazandırıyor.
Konuyla ilgili diğer yorum ve rivayetlere de bakalım: Cahiliye (cehalet, bilgisizlik) Devri’nde Araplar, mal, evlat, akraba hatta ölülerin çokluğu ile övünme, bunları şeref, gurur ve üstünlük sebebi sayma saplantısı içindeydiler. Hatta bu konuda yaşayanlarla yetinmeyip kendi kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de kanıtlamak için kabirlere gider, oradaki ölülerini sayar ve ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi.
Başka bir rivayete göre, Mekkeli iki kabile, birbirleri ile sayıca çokluk yarışına girmiş, kabilelerden biri diğerinden daha üstün gelmiş, bunun üzerine diğeri “Geçmiş dönemlerde uğradığımız zulümden dolayı kabilemize mensup bir çok kişi hayatını kaybetti. Haydi ölenlerimizi de sayalım!” şeklinde cevap vermiştir. Diğer bir rivayette ise tekâsür’ün, “mal çokluğu ve bununla övünme” olduğu ileri sürülür. Bir diğer yorum ise şöyledir: İnsan mal, mülk, nüfus ve benzeri dünyevi metaların çokluğu ile övünmekten ve bunlarla oyalanmaktan, esas görevini unutmuş ve sorumluluklarını yerine getirmemiş ve hayatının sonunda kendisini bekleyen acı sona kavuşmuş, kabre girmiştir.
Kısacası, metin ve yorumlar, dünevi kazançların insanlara bir fayda sağlamayacağını, gerçek üstünlüğün âhirette ortaya çıkacağını anlatmaktadır.
İlgili Linkler:
